Salgında Çocukların Gelişimi ve Ruh Sağlığı

Çocuk ve Ergen Çalışmaları Birimi tarafından hazırlanan içeriğe erişebilirsiniz.

0%
*Bu yazı tahmini 11 dakika 30 saniye okuma süresine sahiptir.

Covid-19 hastalığına yakalanma riski düşük olduğu bildirilen çocuklar için salgının yarattığı en önemli risk, gelişimleri ve ruh sağlığına olan olumsuz etkileridir. Salgının yarattığı belirsizlik ve günlük yaşam düzenine etkileri nedeniyle her yaştan birey için değişen durumlara uyum sağlamak güçleşmektedir. Salgın kontrol altına alınmaya çalışılırken psiko-sosyal etkileri de göz önünde bulundurulmalı, konuyla ilgili olarak kısa ve uzun vadeli çalışmalar planlanmalıdır. Salgının psiko-sosyal etkilerinin, çocuklar üzerinde yetişkinlere oranla çok daha fazla olduğu unutulmamalıdır. Farklı yaş guruplarındaki çocukların gelişimleri tüm yönleriyle etkilenmekte, sahip oldukları bireysel özellikler ile yaşadıkları çevrenin özelliklerinin yarattığı risklere ve koruyucu etkenlere bağlı olarak ruh sağlığı sorunları ortaya çıkabilmektedir.

Covid-19 salgının yarattığı koşulları zorlu yaşam deneyimi, kriz durumu hatta zaman zaman travmatik olabilen bir yaşantı olarak nitelendirmek mümkündür. Bu tür durumların kişiler üzerinde yarattığı etkiler, bireylerin verdikleri olası tepkiler ve onlara psiko-sosyal destek sağlamak adına yapılabilecekler konusunda bu alanda uzman kişiler olarak bilgi ve deneyim sahibiyiz. Covid-19 salgınının çocukların gelişimi ve ruh sağlığına etkilerini inceleyen araştırmalar henüz sınırlı sayıda olmakla birlikte etkileri bakımından benzerlik gösteren durumlara ilişkin bilgi birikimi, yapılabilecekler konusunda bize ışık tutmaktadır.

Stres verici olayların uzun süreli olmasının çocukların fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişim alanlarının tümünü kapsayan olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Bu etkiler, özellikle risk gurubunda yer alan çocuklarda yaşam boyu süren kalıcı etkiler bırakabilmektedir. Çocukların, bulundukları ortamlardaki olumsuz yaşam koşullarının etkilerine doğrudan maruz kalmalarının yanında birlikte yaşadıkları aile bireyleri, onlara bakım veren kişiler aracılığıyla yaşadıkları ortamlar dışındaki koşullardan dolaylı olarak etkilenmeleri de söz konusudur. Bu nedenle, çocuklara yönelik olarak planlanan psiko-sosyal müdahalelerin ebeveynleri ve onlara bakım veren diğer kişilerden bağımsız olması düşünülemez. Ebeveynlerin ve bakım veren kişilerin hem çocuğa yaklaşımları hem de kişisel olarak yaşadıkları zorlu durumlarla baş etmelerini destekleyecek psiko-sosyal müdahalelerle tüm yaş guruplarında uzun vadede ruhsal sorunların görülme sıklığının azaldığı bilinmektedir.

Okullarda yüz yüze eğitime ara verildiği dönemlerde çocukların eğitim hakkının kısıtlanmasının yanı sıra pek çok farklı yönden de önemli yoksunluklar ortaya çıkmaktadır:

  • Çocuklar, alışık oldukları rutinden uzaklaşmakta, yaşamlarının normal akışı sekteye uğramakta,
  • Ev dışında güvenli bir ortamda bulunma fırsatı ortadan kalkmakta,
  • Kimlik gelişimini ve sosyalleşmelerini destekleyecek olan akranları ve öğretmenleri gibi aile dışından kişilerle ilişki kurma olanağı kısıtlanmakta,
  • Çocuklara yönelik psiko-sosyal müdahaleler için en uygun ortam olan okul ortamı bu özelliğini yitirmektedir.

Aile ve ebeveynin, çocuğun gelişimi ve psikolojik iyilik hali bakımından en başta gelen risk faktörü ve aynı zamanda da koruyucu faktör olduğu unutulmamalı, ruh sağlığı hizmetlerinin önleyici yöntemlerle desteklenmesinin önemi bir kez daha hatırlanmalıdır. Çocukların ve ailelerin psiko-sosyal yönden desteklenebilmesi çeşitli mekanizmaların salgın koşullarının gerektirdiği biçimde harekete geçirilmesiyle mümkün olabilir:

  • Yerel yönetimler, hastaneler ve ilgili kamu kuruluşlarının gerektiğinde STK’larla iş birliği yaparak ailelere yönelik psiko-sosyal destek hatları kurması ve yaygınlaştırması
  • Krize müdahale konusunda eğitim almış olan psikolog, psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı, çocuk ve ergen psikiyatristi gibi uzmanların bu hatlarda görev yapmasının sağlanması

Ebeveyn-çocuk ilişkisinin güçlendirilmesinin esas olduğu çalışmalarda ailelerin, şu gibi konularda desteklenmesi önemlidir:

  • Çocuklarının tepkilerini anlayabilmeleri ve onlarla etkili iletişim kurabilmeleri
  • Olumsuz duyguları fark etme ve baş etme becerilerinin geliştirilmesi
  • Hastalıkla ilgili olarak çocuklarla nasıl konuşulması gerektiği
  • Farklı yaş guruplarında sınır koyma ve eğitime katılımı artırmayı sağlayacak yöntemler
  • Çocuklarını zararlı içeriklerden koruma

Ailelerin belirtilen konularda desteklenmesi psiko-sosyal destek hatlarının yanı sıra Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde yürütülecek şu tür çalışmalarla da mümkün olabilir:

  • Rehber öğretmenlerin, ebeveynlerle çevrimiçi toplantılar düzenlemesi
  • Okul psiko-sosyal destek hatlarının faaliyete geçirilmesi
  • Konuyla ilgili geliştirilecek içeriklerin (video vs.) MEB tarafından yaygınlaştırılması

Psiko-sosyal müdahaleler çevrimiçi içeriklerle sınırlı kaldığında, özellikle dezavantajlı gruplar için etkililiğinin azaldığı bilinmektedir. Telefon, video konferans ya da yüz yüze yöntemlerle birlikte etkili olmaktadır.

Salgının psiko-sosyal etkilerinin uzun vadeli olacağı öngörülmektedir. Dolayısıyla konuyla ilgili yapılacak planlamaların salgın dönemi ile sınırlı kalmayarak salgının etkilerinin ortadan kalkmaya başladığı ve yüz yüze eğitime tekrar geçildiği dönemler için de uzun vadeli planlamaların yapılması gerekmektedir.

Salgının psiko-sosyal etkileri ele alınırken risk gruplarına yönelik planlamalar yapılması da önem arz etmektedir. Sağlık çalışanları ve çocukları, ebeveynini hastalıktan kaybetmiş çocuklar, ebeveynleri çalıştığı için evde kardeşlerine bakmak zorunda kalan çocuklar gibi salgın döneminde desteklenmesi gereken özel gruplar karşımıza çıkmaktadır. Salgın koşulları çocukların şiddete tanık olma ve maruz kalma riskini arttırmaktadır. İstismar, ihmal, ev içi şiddet ve çocuk işçiliği de bu dönemde artış eğilimi göstermektedir. Bu durumların bildiriminin ve gerekli yönlendirmelerin yapılabileceği destek hatlarının açık tutulması ve bilinirliğinin sağlanması önem arz etmektedir.

Salgının etkilerinin eşit olarak dağılmadığı, salgın öncesinde dezavantajlı durumda olan grupların salgın döneminde daha fazla etkilendikleri sıklıkla dile getirilmektedir. Yoksulluk, engelli olma, mültecilik gibi yüksek risk yaratan durumlara yönelik sosyal koruma programlarının yeniden canlandırılması özellikle önemlidir.

Unutulmamalıdır ki zorlu yaşam koşullarının, krizlerin, travmaların etkileri her birey için olumsuz olmamaktadır. Bu durumların üstesinden gelebilmek bireyin kendisi ve çevresindeki güçlü yanların harekete geçirilmesiyle mümkün olabilir. Kişilerin, yaşama ve kendi hayatlarına bakış açılarının olumlu yönde değişmesi, bu zorlu deneyimlerden güçlenerek çıkmaları da söz konusu olabilmektedir.  Salgın döneminde de daha fazla kişinin olumlu yönde değişim göstermesi sağlanabilir. Salgın koşulları göz önünde bulundurularak çevrimiçi yöntemler, video konferans, telefon gibi araçlar kullanılarak yürütülecek psiko-sosyal müdahaleler bu anlamda en değerli yöntemlerden biri olacaktır.

Salgının çocuklar açısından taşıdığı riskleri aza indirmenin önemli bir yolu da salgının seyrine bağlı olarak kısıtlamalar azaltıldıkça okulların açılarak yüz yüze eğitime başlanmasına ve çocuklara yönelik sosyal koruma hizmetlerinin eskiye döndürülmesine öncelik verilmesidir.

Salgının etkilerinin toplumda eşit olarak dağılmadığını tekrar vurgulayarak burada sözünü ettiğimiz psiko-sosyal etkiler bakımından da durumun aynı olduğunu belirtmek istiyoruz. Tek bir çocukluk değil, “çocukluklar” olduğu, ev ortamının her çocuk için temel ihtiyaçlarını karşılayan, güvenli bir ortam olmadığı unutulmamalıdır. Salgın öncesinde de var olan, ancak salgının etkileriyle birlikte giderek ağırlaşan ve derinleşen yoksulluk, çocuklar açısından pek çok riski barındırmaktadır. Temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çeken, yoksulluğa bağlı olarak yaşamlarının ve gelişimlerinin tüm alanları ağır ve kalıcı olarak etkilenen bu çocuklar için yoksullukla mücadele programlarının etkin bir şekilde hayata geçirilmesi aciliyet arz etmektedir. Aileleri, temel ihtiyaçlarını karşılama konusunda yardımlara bağımlı duruma getirmeden kendi ayakları üzerinde durabilir hale getirecek sosyal politikaların geliştirilmesine ve uygulanmasına ihtiyaç vardır. Ancak bu yolla, psiko-sosyal müdahalelerin de etkili olması sağlanabilir, çocuğa karşı şiddetin farklı biçimleriyle mücadelede yol alınabilir.

 

* Bu metin, Türk Psikologlar Derneği Çocuk ve Ergen Çalışmaları Birimi tarafından hazırlanmıştır.

* OECD ülkelerinin üniversite mezunlarının dakika başına okuyabildiği kelime sayısı baz alınmıştır.